
40
yaşından küçük kadınlarda adet görememe durumlarında yapılan
hormon tahlillerinde gonadotropin hormonlarda ( FSH , LH )
yükselme, Östrojen hormonunda azalma görüldüğü zaman erken over
yetersizliğinden veya erken menopozdan bahsedilir.Bu
vakalardarın ultrason muayenesinde overlerde foliküllere
rastlanmaz ve FSH seviyesi de genel olarak 40’ın üzerindedir.
Görülme oranı %0.5 -%2 arasındadır. Puberta ile 40 yaş arasında
herhangi bir yaş diliminde ortaya çıkabilir.
Etyopatogenezi esas olarak, immunolojik, genetik, infeksiyöz,
enzimatik ya da iatrojenik nedenlerle overlerdeki foliküllerin
erken tükenmesidir. EOY un steroid üreten hücreler karşı gelişen
otoimmun yanıtın sonucunda ortaya çıktığını destekleyen önemli
miktarda kanıt vardır. Bu senaryo aslında sürrenal yetmezlik
gibi otoimmun nedenlerle ortaya çıkan hastalıklara çok
benzemektedir.Olguların %60ında komplet foliküler atrofi
izlenirken,geri kalan grupta bir miktar foliküler doku
bulunabilir.
Erken
Over Yetmezliği tanı ve tedavisindeki yaklaşımlar:
Erken over yetmezliğinin( EUY) etiyolojisinde
immunolojik faktörlerin etkinliğini gösteren yeterli derecede
delil olmasına rağmen, immunolojik olmayan nedenlere bağlı
olarak da idiopatik Erken over yetmezliği gelişebilir.(Gonadotropik
hormon ve reseptörlerindeki genetik defekt, X kromozom
anomalileri,fragil x mutasyonları). Genetik nedenlerin çok büyük
bir kısmı,otoimmun endokrinopatiler için risk faktörü
oluşturmaz. Otoimmun Erken over yetmezliğinin tanınmasının
klinik önemi uzun süredir bilindiği halde, tanıyı koymak için
gerekli, güvenilir bir serum markeri halen tespit edilememiştir.
Bu yüzden serolojik testler ancak araştırma amacıyla hastalara
teklif edilmelidir. Otoimmun EOY tanısında diagnostik
laparoskopi ve over biopsisi yapılması ,deneysel çalışmalar
dışında önerilen bir metod değildir. Overlerde antral ve
preantral foliküllerin varlığının saptanması (Spontan remisyon
olasılığının belirlenmesinde önemlidir) klinik olarak değerlidir
ve vaginal Ultrasonografi (TVUSG) ile non invaziv olarak tayin
edilebilir. Son dönemde yapılan çalışmalar TVUSG ile saptanan
antral ve preantral folikül sayısının , premordial folikül
sayısı ile orantılı olduğunu ortaya koymuştur.Sekonder amenore
ve artmış gonadotropin düzeyleri olan, karyotipi normal
kadınların % 10 ila 20 sinde, birkaç ay sonra menstrual
fonksyonların normale döndüğü izlenmiştir .Teorik olarak bu
hastalarda estrogen tedavisinin folikül yüzeyindeki reseptör
miktarını artırdığı , foliküler gelişim ve menstrual fonksiyonu
restore ettiği kabul edilmektedir. Bazı olgularda ise over
fonksiyonun normale dönmesi ve gebelik tedavisiz
gerçekleşebilmektedir Haftalık olarak dört kez ölçülen FSH ve E2
değerlerinde, FSH/LH oranı 1 in altında ,E2 50 nin üzerinde ise
gonadotropinlerle ovulasyon indüksyonu öneren çalışmalar vardır.
Ancak bu konuda , klinik pratiğe gireçek ölçüde deneyim ve yayın
mevcut değildir. Günümüzde in vitro maturasyon tekniklerinin
klinik kullanıma giderek girmesi, overlerden Laparoskopik olarak
alınan biopsi materyalinden elde edilen primordial foliküllerin
in vitro maturasyonunu infertilite tedavisinde önemli bir
seçenek haline getirmektedir. Tüm idiopatik EOY yetmezlikli
olgular otoimmun nedenli olarak kabul edilipse de, görülme
oranları çok düşük olmasına rağmen diğer olası endokrinopatiler
açısından da taranmalıdır. Daha önce de belirtildiği gibi
otoimmun adrenal yetmezlik bu olgularda en sık görülen ve en
ciddi endokrinopatidir. Mutlak sıklığı çok düşük de olsa EOY’li
olgularda adrenal yetmezlik görülmesi genel popülasyona göre 300
kat fazladır. ACTH stimulasyonu sonrasında kortizol düzeyinin
değerlendirilmesi, adrenal yetmezliğin tanısında altın
standarttır ve idiopatik EOY’liği olan hastaların tümüne
önerilmelidir.Ancak ACTH stimulasyon testi ve adrenal antikor
testini karşılaştıran son çalışmalar, antikor testinin klinik
olarak daha kullanışlı ve etkin olduğuna işaret etmektedir.
Antikor testinin pozitif prediktif değeri ACTH stimulasyon testi
ile kaşılaştırılabilir düzeyde,negatif prediktif değeri ise daha
yüksektir.
EOY in diğer endokrinopatiler ile olan birlikteliği,
tirodi, diapedes mellitus ve hipoparatiroidizm açısından bu
olguların taranmasını gerekli kılmaktadır. Bu tarama, TSH, açlık
kan şekeri, kalsiyum, fosfor ve total protein değerleri ile
yapılabilir. Bu taramanın maliyet-etkinlik hesabı henüz
çalışılmamıştır ve yıllık TSH, açlık kan şekeri dışında bu denli
geniş bir taramanın bu hastalara standart yaklaşımın bir parçası
olamayacağı konusunda kısmen de olsa bir görüş birliği vardır.
Bununla beraber EOY’ li hastalarla ilgilenen hekimlerin olası
endokrinopatiler açısında uyarılma eşiklerinin düşük olması
klinik açıdan son derece doğru olacaktır.
EOY genellikle alevlenme-yatışma dönemleri gösteren ve
olguların yarısında spontan remisyonun görüldüğü bir klinik
seyir izler. Bu nedenle EOY liğini, overlerin tamamen tükenip
irreversibl olarak fonksiyon göremez hale geldiği erken
menapozdan ayırd etmek gerekir.İdiopatik EOY da remisyon overyen
yetmezliğin başladığı andan, beklenen menapoz yaşına kadar
herhangi bir dönemde olabilir. Remisyon , estrojen üretiminin
başlamasından, spontan ovulasyonun geri kazanılmasına kadar
farklı şekillerde ortaya çıkabilir. EOY’ likli genç kadınların
%5 ila 10unda gebelik görülebilir.
EOY’likli hastalarda fertilitenin geri kazanılmasını sağlayacak
güvenli ve spesifik bir tedavi bilinmemektedir. İdiopatik
EOY’liğinin etiyolojisinde otoimmun faktörlerin etkinliği
bilindiği için teorik olarak immunmodule edici ajanların
tedavide etkin olması beklenebilir. Ancak kortikosteroid
kullanılarak immunsupresyon yapılan çalışmalarda bu yaklaşımın
ciddi yan etkilere yol açtığı gösterilmiştir. Ayrıca bu
çalışmalarda küçük grupların değerlendirilmesi, kontrol grubunun
olmaması ve spontan remisyon gerçeğinin varlığı,verilerin
yorumlanmasını güçleştirmektedir.Teorik olarak etkinliği
kanıtlamamış tedavilerin ,ovulasyonu önlemesi ,gebelik şansını
azaltması gibi istenmeyen reproduktif etkileri olabilir.
Günümüzde EOY’ likli kadınlarda gebelik elde etmenin en etkin
yolu ovum donasyonu gibi görünmektedir. Bu hastaların uzun
süreli hipoöstrojeneminin etkilerinden korunması için ,mutlaka
HRT açısından değerlendirilmeleri gerekir.
EOY’likli hastalarla ilgilenen hekimlerin,bu hastalara
yaklaşırken psikolojik destek,hasta eğitimi,eşlik edebilecek
tıbbi sorunların saptanması ve giderilmesi için sistematik bir
yöntem belirlemeleri gerekmektedir. Son yapılan çalışmalar
EOY’likli hastalarda tanının birkaç yıl geciktiğini ve hasta
bilgilendirilmesinin yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.